
Ilık bir yaz gecesi, minik balkonumda oturmuş etrafı seyrediyorum. Tatlı bir rüzgâr uzaklardan gelerek yüzümü yalayıp geçiyor. Derin bir nefes alıyorum. Oh be diyorum kendi kendime. Gökyüzündeki yıldızların çokluğunu, parlaklığını görüp şaşırıyorum. Elime bir balık ağı alıp hepsini toplamak geliyor içimden. Sonra da evimin değişik yerlerine asıp süslemek… Hatta saçlarıma taç yapıp takmak… Kendi kendime gülüyorum. Bir an için çok huzurlu olduğumu düşünüyorum.
Huzur… Ne güzel bir kelime ve de bulunması ne zor bir şey. Şu son yaşadığım birkaç hafta onu çok aradım doğrusu. İzindeyken, büyük ablamın davranışları beni çok üzdü çünkü. A, ne oluyor? Sanki kolumda bir şeyler yürüyor. Ne bu ya, sırtımda da başladı. Sanki bacağımda, saçımda, hatta kulağımın içinde bile bir şeyler yürüyor. Yine mi ya? İşte yine başladık. Kahrolası hiç unutmuyor ve nedense saatini de hiç şaşırmıyor. Buyur, yine kaşınıyorum. Hem de kütür kütür ama neden başladığını biliyorum. Ne zaman birilerini ansam, başlıyor kaşıntım. Otomatiğe takılmış gibi. İlaçlarımı almalıyım ya da bir bira içeyim, daha iyi. Biraz gevşerim belki.






