6 Eylül 2009 Pazar

BİR BİLET LÜTFEN


Orta yaşlarda, giyimi, kuşamı yerinde olan güzel kadın, sol tarafındaki koltukta oturan adama doğru dönerek yavaşça fısıldadı:
-Ne güzel öpüşüyorlar değil mi? Tıpkı eskiden bizim de olduğumuz gibi.
Tepesi açılmaya yüz tutmuş ve yaklaşık aynı yaşlardaki adam, hafifçe kadına dönerek onu isteksizce onayladı. Kadın fısıldamaya devam ediyordu.
Sağında oturan genç adam ise bu durumdan pek hoşnut gibi görünmüyordu. Bütün dikkati dağılmıştı. Hoş, oyunun konusu da çok ilginç sayılmazdı. Küçük tiyatronun, küçük sahnesinde, bir çift öpüşüyor, diğer bir erkek ise onları gizliden izliyordu. Belli ki ortada bir aldatma vardı.Yanında oturan çiftinde, geçmişte ya da bugün de birilerini aldatmadığı, ne malumdu?

Sessizce iç çekerek, yeniden oyunu izlemeye koyuldu. Her zamanki olaylarından sıyrılmak, biraz olsun rahatlamak için, oyunu izlemek istiyordu. Zaten yaşadığı kasabada başka bir seçenek yoktu. Yirmi kişilik, ahşap tavanlı ve küçük lambaların aydınlattığı bu tiyatro, kasabanın her şeyiydi. Halk, gerekirse giderlerini kendileri karşılamaya hazırdı. Zaman zaman, değişik yerlerden tiyatro grupları gelir, burada oyunlar sergilerlerdi. Burası, onların dünyaya açılan pencereleri gibiydi.
Yok, izleyemiyordu oyunu. ‘Şuradan bir çıksam.’diye düşündü. Biraz sonra, yan taraftan dışarıya doğru sıvışmıştı bile. Bunu yapmanın, ayıplanır bir davranış olduğunun farkındaydı ama daha fazla dayanamayacaktı. Kasabanın, boş ve karanlık sokaklarında yürümeye başladı.


Genç adam, otuzlu yaşlarda, uzun boylu, yakışıklı bir adamdı ama duruşundan mıdır, yoksa hayatının olumsuz gidişatından mıdır, bilinmez, suratı hep asıktı. Ailesi kasabanın üst tabakasından sayılırdı. O da kalabalık ailesinin tek erkek çocuğu, olarak hep el üstünde tutulmuştu. Öyle ki, ailesi başına bir iş gelmesin diye onu kasabanın dışına, üniversite okumaya dahi göndermemişti.
-Bayım, bir sigaranız var mı? Lütfen!
-Maalesef, içmiyorum .

Oysa o, buranın dışına çıkıp farklı hayatlar tanımak istiyordu. Bu yüzden, büyüdükçe ailesine olan öfkesi de onunla birlikte boy atmıştı. Ta ki yirmili yaşlarında iken, o güzel kızla tanışana dek. Onunla bütün öfkesi dinmiş, gitme hayallerini bir tarafa bırakmıştı. Bir süre sonra, sorun çıkmadan evlenmişler, birkaç yıl içinde de iki çocuk sahibi olmuşlardı. Mutluluğun, uzun süreli bir duygu olmadığını anladığında , karısı, onun en yakın arkadaşıyla, kasabadan, çoktan kaçmıştı.
-Bayım, bir şarap parası verin bari.
-Şarap için para veremem.

Bu olay, adamı ters yüz etmişti. Onların dedikodusu ile çalkalanan kasabada, yaşamak nerdeyse bir işkenceye dönüşmüştü.
Yorgundu, üzgündü ve kızgındı. Çocukları, annelerini hatırlatıyor diye onları bile görmek istemiyordu. Ailesi, çocuklarla ilgileniyordu bu yüzden.
‘Buradan gitmeliyim’
İşte yine başa dönmüştü. Gitmek duygusu yine depreşmişti. Mecbur muydu burada kalmaya?
Gitmeliydi ve kendine yeni bir hayat kurmalıydı. Aniden yönünü değiştirdi ve istasyona doğru yürümeye başladı.
-Bayım, nereye? Amma da cimriymişsiniz ya!

Bunu şimdi yapmazsa bir daha hiç yapamayacaktı. Hiçbir şeyi, hiç kimseyi düşünmemeliydi. Bir kez olsun kendisi için, bir şey yapmalıydı.
-Bir bilet lütfen.
-Nereye?
-Nereye olursa.

İstasyondaki tren, beş on dakika sonra kalkacaktı. Trenin kapısı önünde dolanarak kendini ikna etmeye devam etti.Çalan düdükle beraber, birden trene atladı.Tren hareket ettiğinde, vazgeçip inmemek için, kenarlardaki tutamaçlara sıkı sıkı tutundu.Tren gittikçe hızlandığında ise boş koltuklardan birine oturdu ve derin bir nefes aldı..
-Heyyy! Bayım! İyi yolculuklar!
O gece uzun zamandan beri ilk defa deliksiz bir uyku çekti.


30.06.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlar değerlidir.